MEDİNE ve ZİYARET YERLERİ DİYANET CD'si

(1/1)

vaizismail:
MEDİNE ve ZİYARETLER "Kutsal İklime Yolculuk"ta

http://video.google.com/videoplay?docid=-1128225582455716251
http://www.youtube.com/watch?v=jd8W7Va4iac

Medine Ziyaretler 1999 Yılı Konuşmalar
Kafile Başkanı Vaiz İsmail Hoca Kuba, Kıbleteyn ve İcabe Mescidi Uhud ve Hendek Savaş Alanları, Osmanlı Tren İstasyonu
http://video.google.com/videoplay?docid=-5554403142585125398

DİB için hazırladığımız "Kutsal İklime Yolculuk" adlı Belgesel'in senaryo metni olup konuşma ve anlatım üslubuna uygundur. Nasıl anlatacağınız konusunda; Y.Ziya ÖZKAN'ı ve Hayri KÜÇÜKDENİZ'i "Kutsal İklime Yolculuk" CD'sindeki videoyu örnek olarak dinleyebilirsiniz.
 
                     MEDİNE-i MÜNEVVERE

      Hicret yurdu…Yesrib iken, Allah Rasulü’nün hicret etmesiyle Medine-i-Münevvere olan, yani Allah’ın nuruyla aydınlanan şehir olmuştur… 

      İlk İslâm şehri…

      Medine bir özlemdir. Ona duyulan özlemin ardında Peygambere duyulan özlem vardır. Onun getirdiği değerlere duyulan hasret vardır… Fakirlerin, kimsesizlerin, yoksulların, dulların, yetimlerin hiçbir zaman geri çevrilmediği makama; sevgi, ilgi ve cömertlik kapısına duyulan özlem.. İnsana verilen değere, kardeşliğe, dostluğa ve samimiyete duyulan özlem..

      Medineliler tarafından tarifi imkansız bir sevinçle, coşkulu bir şekilde karşılanmıştır günlerce beklenen hicret yolcusu. O’nu önceden tanıyanlarda zirveleşen bir coşku, ilk defa görüşenlerde ise garip bir heyecan vardır. Sonunda beklenen misafir Yesrib’i teşrif etmiş, böylece Medine’nin bir peygamberi, Hz. Peygamber’in ise bir Medine’si olmuştur. Hayatta iken bağrına bastığı gibi bugün de o, Medine topraklarını şereflendirmekte…Dünya gözü ile göremeyenleri teselli için şu sözler zihinlerde yankılanmaktadır..…

      “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sağlığımda ziyaret etmiş gibidir.”

      Medine tarihe tanıklık etmiş nice şahitlerle dolu… Her karış toprağında Allah Resulü ve onun ashabının izi var…Burası, sırf Allah için, İslam’ın aydınlığının insanlığa ulaştırılması yolunda çalışmanın, fedakarlığın ve gayretin en güzel örneğini vermiş insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı mübarek şehir..(Medine görüntüleri…)

      AŞKINA

       Sana aşık olanların, Sana aşkla yananların sevdası var içimde…
       Her birinin gözlerinde bir Mekke, yüreğinde bir Medine yaşıyor…
       Sana hasret duyanların, yalnız seni ananların özlemi var içimde…
       Gözlerinde senden kalma bir haya, sözlerinde muhabbetin yaşıyor…
       Taşlar yağsa üstlerine ey Nebi, Taif’teki şefkatin var..

      Kovulsalar yurtlarından Medine’ye hicretin var..
      Terk edilse bir köşede dost olarak himmetin var…
      Sıddık gibi sadıkların, Ömer misali adillerin,
      Osman yüzlü, Ali sözlü yiğitlerin var..Hem Kur’an’ın sünnetin var…
      Sana köle olanların, gül çehrene dalanların sevdası var içimde…
      Her birinin gözlerinde bir Ayşe..Yüreğinde Fatımalar yaşıyor…

                                       (Dursun Ali ERZİNCANLI)


      MEDİNEDE ZİYARET YERLERİ

       İşte Medinedeki ziyaret yerleri:

      Mescid-i Nebevî: Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte inşa ettiği mescid, Peygamber mescidi... Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra yer yüzündeki en faziletli mescit…

      Sevgili Peygamberimizin mübarek kabrinin bulunduğu, mübarek mescid…

      ziyaret zamanı…mescide girilir,   

      "Ravza-i Mutahhara", Hz. Peygamberin kabri ile minberi arasında kalan kısımdır… efendimiz namazlarını burada kılar ve şöyle buyururlardı: "Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir."

      mübarek kabrinin önünde salavat getirilerek mümkünse durulur ve peygamber efendimize salat ü selam getirilir

      “Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah

      Es-Selâmu aleyke yâ Habîballah

      Es-Selâmu aleyke yâ Nebiyyallah” (Salat-ı Ümmiye-Fon)

      -------------

      İşte Peygamber mescidinin yeşil kubbesi altında tertemiz ve dupduru duygularla,  O’nun huzurunda olduğunu idrak etmek, O’na inanmak, ümmeti olmak ve nihayet o’nun çizgisinde  olmak insana neler hissettirir neler!.

      Sünnete uymanın, sadece şekli bir taklit olmadığı, şekil ile birlikte özün de yakalanması  gerekli olduğunu insan edrak eder.

      Sünnet yolu; Emanet, ehliyet, adalet, samimiyet, dayanışma, yardımlaşma, kardeşlik, temizlik, iyilik, dürüstlük, hoşgörü, sevgi-saygı tüm ahlakî değerler ile temiz bir toplum, medeni bir toplum oluşturabilme yoludur…

      Peygamberimiz efendimize sağlığında nasıl saygı göstermek gerekiyor idiyse, vefatından sonra da aynı şekilde ona saygılı davranmak …Bu itibarla Onun mescidinde ve kabr-i şerifinin yanında yüksek sesle konuşmamak, duvarlara el ve yüz sürmemek gerekir.

      Ayrıca Efendimizin dünyada en yakın dostları olduğu gibi, ebedî istirahatgâhında da yanı başında bulunan Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömer’e de selam verilip ve dua edilir…

      “Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz
      Can verir, cananı vermeyiz bizler…
      Ebedî Hadimü’l-haremeyniniz.
      Ölsek de Ravzanı ruhumuz bekler.”

      (Medine müdafiilerinden ihtiyat mülazımlarından İdris Sabih Bey’in Medine müdafaasında Peygamberimize ithafen yazıp, Fahreddin Paşa’ya ithaf ettiği şiirin son kıtası)

      Bizler, Resullulah’ın kabri şerifine böylesine sahip çıkmış, onun arkada bıraktığı mukaddes emanetlere de ayrı bir değer vermiş milletiz… Yüzyıllarca allah’ın lutfu ve keremiyle İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bir millet olarak,  sevgili Peygamberimizden bize intikal eden, bugün Topkapı Sarayı’nda, Hırka-ı Sâadet dairesinde özel olarak muhafaza edilen mukaddes emanetlere,  Peygamberimize Medine’de ev sahipliği yapan Ebû Eyyub el-Ensarî’ye ve danha nice  yüce değerli korumanın şerefiyle şereflenmişiz .

      O’na duyduğumuz aşk öyle bir sevgi atmosferi oluşturmuş ki, iman ve kahramanlık sembolümüz olan ordumuzun askerine “Mehmetçik” diyerek Peygamberimizin adını hatırlatan bir isimlendirme yapmışız.

      Onu öyle sevmişiz ki, çocuklarımıza Ahmed, Mehmed, Mahmud, ve Mustafa diyerek onu hatırlatacak isimler vermişiz.

      Kültürümüzde peygamberimize duyulan muhabbetin sembolü ve simgesi olan “Gül” adını  Gülşah, Gülcan, Gülben, Gülay, diyerek,  Ayşegül, Fatmagül, Nurgül diyerek  Peygamberimizin sembolüyle birleştirmişiz.

      Edebiyatımızda onu anlatan na’t, mevlid, hilye gibi eserler kaleme almışız…Yunus gibi onun özlemiyle yanmışız:

       “Arayı arayı bulsam izini
      İzinin tozuna sürsem yüzümü
      Hak nasip eylese görsem yüzünü
      Ya Muhammed cânım arzular seni”

      Milletimizin Peygamber sevgisi dünden bugüne artarak devam ettiği gibi bundan sonra da kıyamete değin inşallah devam edecektir…

      Bakî Mezarlığı:

      Peygamber Efendimizi görme şerefine nail olan, sesini duyan, onunla namaz kılan ve İslâmiyet uğrunda hiçbir fedakarlıktan çekinmeyen on bin civarında sahabinin yattığı yer… Aralarında Hz. Osman, Hz. Abbas, Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Hz. Hasan gibi ileri gelen sahabîlerin bulunduğu kabristan….. Peygamberimiz zaman zaman bu mezarlığa gider ve orada yatan müminler için dua ederdi.

      Kuba Camii:

      Kur’an-ı Kerim’de takva üzere yapıldığı bildirilen ve İslâm âleminde cemaatle namaz kılınmak için yapılan ilk mescid…

      Ve bugün O’nun inşa ettiği yerde yeniden yapılan cami…

      Kıbleteyn Mescidi:

      Gözlerin özlenen yöne çevrildiği Kıbleteyn mescidi… tarihe tanıklık ediyor yenilenmiş haliyle…

      Bilindiği gibi daha önceleri  Peygamber Efendimizin namazlarında kıble olarak Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya doğru yönelmekteydi. Aslında gönlünden kıblenin Kâ’be olmasını istiyordu. Nihayet Rabbimiz buyurdu: 

      (Bakara:2/144

      “... Seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Mescid-i Haram’a (Kâ’be’ye) doğru dön. (Ey mü’minler) siz de nerede olursanız olun, (namazda) oraya doğru dönün.”

      Bu ayetin indiği haberini işiten sahabe, namaz içerisinde yönlerini Kudüs’ten Kâ’be’ye çevirdiler. Böylece Kudüs’e yönelerek başlanan namaz, Kabe’ye yönelerek tamamlandı. Bundan dolayı da bu mescide “İki kıbleli mescid” anlamına gelen “Kıbleteyn Mescidi” dendi.

         Uhud:

      Yüreklerin yandığı, üzerinde 70 sahabinin kanının  aktığı Uhud.. Allah Resulünün mübarek dişinin kırılıp yüzünün yaralandığı Uhud… sahabe için büyük bir imtihan, büyük bir ders olan Uhud…

      Vücudu lime lime doğranan, kalbi yerinden çıkarılan Peygamberimizin sevgili amcası Hz. Hamza’nın şehid olduğu Uhud…

      Mekkeli zengin bir ailenin çocuğu olan ve Hz. Peygamber tarafından Medine’ye öğretmen olarak görevlendirilen Mus’ab b. Umeyr’in şehid olduktan sonra, vücudunu baştan aşağıya kadar örtecek bir örtünün dahi bulunamadığı Uhud…

    Yaşanan  bütün bu acı hatıralara çekilen sünger söz… “Uhud öyle bir dağ ki, o bizi sever, biz de Onu”

      DÖNÜŞ

            “Hepinizin dönüşü Allah’adır. O size ne yaptığınızı  haber verecektir”. (Maide 105)

      Yüce Allah’ın verdiği en büyük nimetlerden biri olan zaman, su gibi akar ve bir daha geri gelmez. Hele bu “sayılı günler” olursa, bir de Kutsal İklim’de coşku ve heyecanla geçirilen sınırlı bir zaman dilimi ise, bir rüya gibi gelir insana... Daha o mübarek mekanlara alışayım, doyasıya yaşayayım derken, yoğun hac görevlerinin tamamlanmasıyla bir de insan bakar ki, ayrılık vakti gelivermiş..

      “Kavuşmak güzel de, bir de ayrılık olmasa!” diye hüzünlenir insan. Aslında fani olan insanın geçici ömrü de böyle değil mi?

      İnsanın hayatı da nihayet sayılı günlerden ibaret değil mi?

      Keşke geçirdiğimiz zamanlar, hep bu iklimde geçirdiğimiz günler kadar bereketli ve feyizli olsa...

      Artık Kutsal iklimden ayrılma vakti… henüz Kabe’ye, Zemzem’e ve Arafat’a doyamadan, belki de bir daha kavuşamamak üzere ayrılık... Belki de Şeytanı dize getiremeden, nefsini dizginleyemeden ayrılık…Yeterince arınamadan, manevi dirilişi ve silkinişi tam olarak gerçekleştiremeden ayrılık…

      İnsan tam bir  arınmayla Allah’ın evi olan Kabe ile, Allah’ın nazargahı olan kalbini birleştirir…

      Ruhunu, iman, ihsan, takva ve sabır duygularıyla güçlendirdiği Mekke’den, yüreğine Kabe’yi yükleyerek, Allah’a verdiği sözü yineleyerek ayrılır…

      Yüklendiği sadece Kabe değildir aslında. Allah sevgisi, peygamber sevgisi, sahabe sevgisi, Müslümanlara karşı sevgi… Bunların yanında, kardeşlerinin dertleri, sıkıntıları, yoksullukları, geri kalmışlıkları ve bütün bu olumsuzluklar karşısında bir şey yapamamanın üzüntüsü,.. daha nice duygular yüklenmiştir.

      Allah’ın evinden kendi evine dönerken, bu dönüşün aslında yine Allah’a yapılan bir dönüş olduğunu insan bilmeli ve. “Biz Allah içiniz ve yine Allah’a döneceğiz” şuuruyla hareket etmeli.

      Yolculuk devam ediyor.. ama bilinmeli ki, bir gün o da sona erecek…

      Artık geriye dönüş hazırlıkları başlamıştır…Medine’den ayrılırken kainatın iftihar tablosu tekrar ziyaret edilerek  dua ve salat u selamlarla Medine’ye veda edilir…Bir daha Kâ’be’ye yüz sürmenin aşkı…Kainatın efendisine selam verme iştiyakı ile…

      Müslüman olmak kadar Müslüman ölmek nasıl arzulanan bir şey ise, hac yapmak kadar hacdan döndükten sonra, orada kazanılan güzel hasletlerin korunması da öylsine bir arzu…

      Bu kutsal iklimde, kıyamete kadar insanlığın yoluna ışık saçacak aydınlığın ilk çıktığı kutsal mekanlarda, hac yaparak günahlardan arındıktan sonra bu arınmışlığın korunması ve sürdürülmesi için gereken gayret gösterilmeli… Bu sebeple İslâm’a aykırı düşecek tavır ve davranışlardan sakınmalı.. Yalan, haksızlık, hıyanet, ahde vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçme ve tartma... gibi tutum ve davranışlardan daima uzak durmalı….

      Allah haccınızı kabul etsin…

      “Allah katında makbul haccın karşılığı, ancak cennettir."

Navigasyon

[0] Mesajlar